HARÜM Organik Tarım Deneme Serası

HARÜM Organik Tarım Deneme Serası

Bu yıl yetiştirilen ürünler:
Domates, Marul, Ispanak, Kabak, Çilek, Havuç, Salatalık, Patlıcan, Biber, Dolma Biber, Tere, Dereotu ,Roka , Maydonoz

1996 yılında Tarım Bakanlığının değerli elemanları ile Bombus arılarının Türkiye’de etkin biçimde hormon yerine kullanılabilmesi için yoğun bir çaba içerisine girmiş ve sonuçta bunların yaygınlaştırılmasını sağlamıştık. Ancak geçtiğimiz yıl yeni ve çok daha büyük bir unsur hem Türkiye tarımını, hem de insan ve çevre sağlığını tehdit etmeye başladı. GENETİK OLARAK DEĞİŞTİRİLMİŞ ORGANİZMALARIN (GDO) ekimini ülkemize kabul ettirebilmek için yoğun bir faaliyet başlatıldı. Arı ürünleri merkezi olarak işte bu noktada harekete geçmeye karar verdik. Organik tarım GDO’ların kesin bir alternatifi olmasına karşın yeterince tanınmamakta ve yapılmasının bazı riskleri olduğu sanılmaktadır. Oysa gerçek böyle değildir ve biz de burada bunun yapılabilirliğini göstermeye çalıştık. Biz Hacettepe Üniversitesi olarak eğer Ankara gibi iklim koşullarının seracılık yapmaya hiç uygun olmadığı bir yerde, ziraat fakültemiz ve hiç bir resmi ziraat eğitimimiz olmamasına rağmen bunu başarıyor isek bizi başkaları da izleyecektir ve izlemelidir de. Bizce Türkiye tarımının gelecekte yönelmesi gereken yöntem ekolojik tarımdır. Seramız yeni kurulmuştur ve çeşitli teknikler deneysel olarak sürdürülmektedir. Kısa bir süre sonra organik tarım sertifikası alabilmek için çalışmalar başlatılacaktır.

Ekolojik tarım, üretimde kimyasal girdi kullanmadan, üretimden tüketime kadar her aşaması kontrollü ve sertifikalı bir tarımsal üretim biçimidir. Temel amacı doğal kaynakları kirletmeden kaliteli ürün elde etmektir. Türkiye geniş ve el değmemiş tarım alanlarına GAP gibi büyük projeler ile sulama kontrollü yeni alanlar eklemiştir. Ülkemizde ekolojik tarım ile ilgili ilk adımlar 1986 yılında ihracata yönelik başlamış ve nihayet 1994 yılında 22145 sayılı resmi gazetede yayınlanan yönetmelik ile resmi bir statü kazanmıştır. Bu yönetmelikte gözlenen bazı aksaklıkları gidermek amacıyla 1995 yılında 22328 sayılı resmi gazetede ayrıca bazı düzeltmeler yayınlanmıştır. Ancak halen Tarımsal Ürünlerin Ekolojik Metotlarla Üretilmesine ilişkin bir kanun çıkartılabilmiş değildir. Türkiye’de ekolojik-tarımın gelişmesinde ilk günlerinden bugüne kadar farklı disiplinlerdeki bilim adamlarının, üreticilerin, firma sahiplerinin, başta Tarım, Sanayi ve Ticaret, Sağlık ve Çevre Bakanlıkları çalışanları olmak üzere DPT, APK ve Ekolojik Tarım Organizasyonu Derneği gibi kurum veya kuruluş görevlilerinin özverili çalışmaları gerçekten hayranlık uyandıracak boyutta olmuştur. Bugün Tarım ve Köyişleri Bakanlığı bünyesinde oluşturulan yürütme ve izleme organları aynı özverili çalışmalarına devam etmektedirler. Yetkili organik tarım kontrol ve sertifikasyon kuruluşları bu konuda faaliyet gösterecek tüm üçüncü kişi ve kuruluşları denetlemektedir.

Ülkemizde ekolojik tarıma, sera ürünlerinden domates ve az sayıda çilek, patlıcan ve biberde bombus arılarının kullanılması dışında, arıcılığın katkısı son derece azdır. Türk arıcılığının ekolojik tarımda mutlaka hak ettiği yeri alması şarttır. Hacettepe Üniversitesi Arı ve Arı Ürünleri Uygulama ve Araştırma Merkezi (HARÜM) olarak bunu ciddiye alıyor ve konu ile ilgili herkesle sonsuz işbirliği içinde olacağımızı açıkça ifade ediyoruz. Türkiye Cumhuriyeti tarımla ilgili her konuda öncülük yapabilecek kadar yüksek ve neredeyse 3500 yıllık bir tarım kültürü mirasının sahibi konumundadır. Unutulmaması gereken çok önemli bir nokta herkesin ekolojik tarımın kontrolünü ele geçirmeye çalışmakta olduğudur. Örneğin Avrupa’da satılacak her salkım ekolojik üzümün ya da her kavanoz ekolojik-balın kontrolü mutlak bir Avrupa Birliği’ne üye ülkede bulunan laboratuvarda ya da kurumda yapılmak zorunda, bizleri çok yakında dışlayabilir veya nazikçe yeterli bulmadıklarını söyleyebilirler. Üretimden kazandığımızın tamamını bu laboratuvarlara ödemek zorunda bırakılabilir veya ürettiğimiz hiç bir şeyi kendimiz tüketemeyebiliriz. Merkezi Almanya’da bulunan Uluslararası Organik Tarım Hareketleri Federasyonu (IFOAM) gibi kuruluşların 25 yıllık tarihsel gelişimlerini ve yönetimlerini incelemek konuyla ilgilenenler için daha açıklayıcı olacaktır.

Ekolojik tarımda tozlaşma hormonlar ile değil çaprazlama yöntemi ile sağlanır. Bu amaçla bombus arıları sera ve açık alanlarda kullanılmaktadır. Bombus arılarının tozlaşma dolayısıyla da ekonomi üzerine etkisini ilk keşfedenlerden birisi C. Darwin’dir. Orkidelerin tozlaşmasında bombus arılarının etkilerini bilimsel olarak incelemiş ve bu konuda oldukça kapsamlı bir çalışma yayınlamıştır. İlerleyen yıllarda konuya olan ilgi artmış ve bombus arılarının özellikle pek çok yem bitkisinin doğal polinatörleri olduğu anlaşılmıştır. Ancak asıl önemli etkileri onların seralarda tozlaştırma amaçlı kullanılabileceğinin anlaşılmasından sonra olmuştur. Günümüzde çok sayıda firma bu arıları laboratuvar koşullarında üretip Dünya seracılarının hizmetine sunmaktadır. Özellikle Hollanda, Belçika, İsrail ve Yeni Zelanda bu konuda öncülük etmektedir. 80-100 işçilik bireylerden oluşan özel kutularındaki koloniler, seralara çiçeklenme dönemi boyunca uzman ekipler tarafından yerleştirilir. Hormon uygulamaya gerek kalmadan arılar tozlaşmayı etkili biçimde sağlayarak bitkinin meyve bağlamasını temin ederler. Ülkemizde seralarda en fazla tercih edilen ürünlerin başında domates gelmektedir. Özellikle Bombus terrestris türü bombus arıları çok özel “silkeleme” davranışı sergilemesi, kolay üretilmesi ve saldırgan olmaması sebebi ile kısa zamanda domataes seralarında en çok kullanılan bombus arısı haline gelmiştir. Dünya’da doğal olarak yaşayan 300 kadar bombus arısı türü olduğu tahmin edilmektedir. Türkiye son araştırmalara göre 55 tür ile doğu Palearktik’teki en zengin ülke durumundadır. Bu durum beraberinde bazı sorunlara yol açmıştır.

Bombus arılarının adının Türkiye’de ilk kez duyulması maalesef bunların yasa dışı yollar ile toplanıp yurtdışına kaçırılmaları sonucu olmuştur. 1980’li yıllarda kimi girişimci ruhlu yatırımcılar bombus arılarını karmakarışık bir şekilde toplayıp bugün bu konuda öncü rol üstlenen Belçika ve Hollanda gibi ülkelere satmışlardır. Bu kişilerin bazıları özverili bilimadamlarının kişisel çabaları sonucu yakalanmış ve haklarında yasal işlem yapılmıştır. Sonuçta Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Proje ve Uygulama Genel Müdürlüğü’nün 07-06-1991 tarih ve İKPD/HP-77-773-1638 sayılı talimatı, Koruma ve Kontrol Genel Müdürlüğü’nün 11-06-1991 tarih ve HH.DTİ.12/91-1888 sayılı talimatı ve yine Bakanlık Tarımsal Üretim ve Geliştirme Genel Müdürlüğü’nün 10-07-1992 tarih ve HÜGD/KBH-77-775-5920 sayılı talimatları ile Bombus arılarının doğadan toplanması ve yurt dışına çıkartılması yasaklanmıştır. Halen kaçak arı toplama görülmekle beraber bunların yurtdışına çıkışı azalmıştır. 1996 yılından sonra ülkemizde aktif faaliyet gösteren bombus arısı üretim firmalarının kurulması, laboratuvar teknik ve bilgilerinin artması bu konuda etkili olmuştur. İsteyen üreticiler özellikle Antalya ve civarında faaliyet gösteren bu firmalardan arı satın alabilmekte ve kullanmaktadır. Arıların ürün kalitesine çarpıcı etkisi kısa zamanda onları tanıtmaya yetecek boyutta olmuştur. Tüm çabalar Türkiye’de hormon ve pestisit kullanımını azaltmak ve organik tarım sektöründe söz sahibi olmak yönündedir. Artan tüketici bilinci bu konudaki en önemli desteği sağlamaktadır. Bu konu ile ilgili Bakanlık personeli ve akademisyenler umut verici biçimde beraber ve güçbirliği içinde çalışıyorlar. Ancak bazı başka sorunlar da var. Özellikle son yıllarda Genetik Olarak Değiştirilmiş Organizmalar (GDO) bazı ülkeler tarafından sistemli bir şekilde dayatma biçiminde sunuluyor. Bu biyolojik Çernobiller böcek ve ot öldürücü ilaçlar üreten firmaların tekelinde ve bunların %68’i ABD’nin, kalanları ise Arjantin, Kanada ve Çin’in kontrolünde. GDO’ların devasa pazarını kontrol etme arzusu ile bu şirketler biyolojik tarımı yok etmeye çalışmaktalar. Türkiye her iki konu için de önemli bir pazar. Topraklarımız, sularımız temiz, koşullarımız organik tarıma son derece uygun. Üstelik organik tarım, çekirdek ailelerin ekonomik kalkınmasında ve kendi kendine yetmesinde çok önemli kabul ediliyor. GDO’lar ise büyük tarla sahiplerinin servetine servet katacak. Üstelik bu ürünlerin yaratabileceği çevre kirliliği de geri dönüşümsüz olacak.

                          
           

Web Sayfası Sorumlusu: Doç. Dr. Aslı Özkök
Güncelleme Tarihi: Haziran 2018
Sorumluluk Sınırı
Hacettepe Üniversitesi
Arı ve Arı Ürünleri Uygulama ve Araştırma Merkezi (HARUM)
harum@hacettepe.edu.tr
06800 Beytepe Ankara